-
Urla’nın Anadolcusu Süleyman ve zevcesi Pınar
Çeşme’den dönüp Bodrum yolune girmek baya işkence oldu. Öncelikle hızla yola çıkış saatlerimizi gozden geçirmeye karar verdik. Saat 12 de öğlen güneşini kafa derimizden vitamin maiyetine alırken Çeşme’den İzmir’e kadar geri döndük. Sonrasında ise Balçova yakınlarında indiğimiz yerden otoban macramız başladı.
Geometri’miz fazlasıyla iyi olsa dahi iç açılarınıon toplamını, uzayda kapladığı hacmi tam olarak anlamlandıramadığımız bir devasaya yonca’nın içnde bulduk kendimizi. Uzun dön baba dönelim’ler ve “Aydın ve İstanbul niye aynı tabelada lan, biz salak gibi geri dönmeyelim şimdi” şeklinde tereddütler ile Aydın yoluna bir şekil vardık. 4 araç, 2 devlet memuru, 1 din kültürü CD’si, kültür mantarları ve randevusuna yetişmesi gerektiği için bize yemek ısmarlayamamasından kelli yolda geçtiğimiz her dinlenme tesisinin önünde yavaşlayıp bize foto çektirterek vicdanını rahatlatan Fatih abimizin ardından Aydın, Bodrum tabelası ile karşılaştık.
Bodrum tabelasının az ötesinde güneş ile tabelanın aşkının mahsülü olan gölgeyle kovalamaç halinde otostopa devam ettik. 4 araç arka arkaya durdurabilmiş olmanın havasıyla araç beğenmemek ve benzeri türlü acarlıklarla 40 dakikaya yakın otostop çektikten sonra beyne nüfuz eden güneş ışınlarından tanınamayacak hale gelmiştik. O esnada oradan geçen Anadol’a el edelim derken Gencer;
“Yok artık Anadol’a mı binicez, yasaklıyorum artık kötü arabaları, bir tane de şöyle süper zengin bir genç mersedesiyle dursun bizi çok acaip ortamlara götürsün” tiradları atarken Anadol kendisine kalkan parmağı havada bırakarak görüş alanının dışına kaçtı. Bir 10 dakika daha orada aynı şekilde debelendikten sonra, otostop çekmekten geliştirdiğimiz bir arkayı kollama refleksi anında bize doğru yanaşan ve büyük bir beceriyle geri geri giden Anadol’u gördük. Ucube (UCB) plakalı Anadol, yılların yaşanmışlığından eser barındırmadan, tüm kırışıklıklarını türlü kozmetik darbelerle gidermiş biçimde, fazla naz yapmadan kapıları açtı, koşup biniverdik.

Anadol’u o haline, aynı zamanda şöförü de olan Süleyman getirmiş. Süleyman kara kuru, fazla ses çıkarmayan uysal bir adam. Ön koltukta onunla beraber seyahat eden Pınar ise etine dolgun, kaşları Jack Nicholson modası döneminde şekil almış sonra da kirpik ile arasında kalan bölge tamamen çingene pembesi ile boyanarak nihai haline erdirilmiş bir kimse.
Uysal ve sevimli başlayan yol, Anadol’un tık demeden 140’a vuruşu ve bizim ön koltuğa sıçrayıp kadranı hayretle izleyişimiz ile kesildi. Süleyman ayağından vuruluncaya dek taksi çekmiş, sonrasında ise Urla’da oto modifikasyon yapan bir yere airbrushçı olarak girmiş. O zamandan beri özel ilgisi Anadollar, kendisinde 3 tane var, hepsi ayrıca özel boyanmış sevilmiş ilgi gösterilmiş. Yarışlara hazırlıyorum arabalarımı diyor Süleyman. Her sene o bölgede yapılan arabalar arası nasyonal yarışta Anadollar kategorisinde birinciliği kimseye kaptırmıyormuş. Seneye Amerikan Arabaları kategorisinde girmek istiyorum. 65 model bir Malibu düşürdüm fena topluyorum diyor heyecanla. O sırada muhabbetin harlanacağını farkederek ilk çay olan yerde duruveriyor.
Esas muhabbet çaylar geldikten sonra başladı. Mini bir kendin pişir kendin ye olan mekanı işleten köylü ve nasıl başardılarsa yalnızca kadından oluşan aile kendi yetiştirdikleri karpuzlara yan gözle bakışımıza daha fazla dayanamayıp kesip birini ikram etti. O sırada Pınar aldı sazı eline. Çocukken sucu olmak istiyormuş. Tüm akranları pazarda su satarken okula gidiyor olmaktan feci gocunuyormuş. “Sarı çizmeler için ağlardım sabahlara kadar” dedi çamurlu pazar yerinde su satan akranlarının ayağındaki su geçirmez çiftlik çizmelerine özenmiş. Ama ailesi inatla onu okula göndermiş.

Lise’yi daha ilk sınıfında terk etmeye meyilli olduğunu öğretmenini döverek ispat etmiş tüm dünyaya ve Urla’ya. Arkasından minör birtakım eğitim ve öğretim suçları işleyerek 2. disiplin cezasını almış. Sonrasında ise aşık olduğu öğretmenin nişanlısını hastanelik ederek, hem kendisinin okuldan atılmasına, hem de öğretmenini köy yerinde o kızla hemencecik evlenmeye mecbur bırakmasına neden oluyor. Arkasından ailesi onu bir kız meslek lisesine yazdırıyor fakat orayı da. “Burda erkek yok, hayatımla oynamayın” diyerek terkediyor ve milli eğitim düzzeyinde öğrenim hayatını orada noktalıyor.
Sonrasında hasta ve felçli olduğuna inanılan bir çocukla tanışıyor ve her gün onu gezdirirken arada bacağına masaj da yaparak ona bakıyor. Çocuk gel zaman git zaman bu masajlardan dolayı yavaş yavaş bacağını oynatabilmeye başlayınca ise masöz olması gerektiğini şıppadanak anlayıveriyor. Kendi inancıona göre bioenerjisi çok kuvvetli. “İnsanların sıkıntısını alıp güzel enerji veriyorum yerine ama aldığım sıkıntılı enerjiyi bünyeden atmayı bilmiyorum o beni fena ediyor” diyerek reiki’ye veriyor kendisini. Ama terli eller haricinde hiç bir faydasınnı göremeyince Reiki’ye olan inancını yitirerek medikal masaj teknikleri öğrenmeye, kendisini hastanelerde masöz olarak çalışmaya yetkin kılacak ssertifika eğitimine başlıyor.
Çayları bitirip arabaya geri döndüğümüzde çantamı bagaja koyduğunu söyledi Süleyman, arkasından arabaya binen Pınar “Telefonum kayıp” diye çığlığı basınca, büyük şehrin paranoyak bünyesi hemen zihnimizi ele alıverdi. Kesin dedik çantamıza koydular telefonu, şimdi telefonu arayacak ve bagajdan çalacak sonra da Süleyman bizi dürüp Anadol’a klima yapacak. Derken telefon koltuğun altından çıkıverdi de dökülen soğuk terlerimizi sildik.
Süleyman’da ayağından vurulup taksiyi bırakmadan evvel çocukken su satmış pazar yerinde. Su satmak anladığım kadarıyla Urla’da ata sporu sayılıyor.Haftasonları Aydın senin, Kuşadası benim Anadol’larına atlayıp geziyorlar, yolda gördükleri kişileri arabalarına alıp sohbet ediyorlar onları gidecekleri yerlere bırakıyorlarmış. Minik ama yeterli düzenlerinde kendilerindeki her şeyi yeter görüp fazlasına göz koymadan mutlu olan ama kısıtlı imkanlar içerisinde de kendilerini hep bir adım öteye geliştirmeye bir şekilde çabalayan bu ikili günümüzün en büyük neşesi ve dersiydi bize.

Zaten o dersi yiyişimizin rehavetiyle bir süre sonra arka koltukta mayışan biz inmemiz gereken yere gelip araba durunca farkettik artık veda vakti geldiğini. Sarılıp öpüştük. “Face” den ekleyin bizi mutlaka dedi Pınar giderayak. Ekleştik. Süleyman bize topladığı arabaların resimlerini gönderecek. Biz de İstanbul ve civarda bu gibi özel araba tutkusu olan insanlara ulaştıracağız onun yaptıklarını ve büyük şehir paranoyaklığı ile böyle güzel bir kafada yaşayan ikiliden şüphe ettiğimiz için, bir daha karşılaşıncaya dek, her gün 5 kere utanacağız.
-
bsmn liked this
-
kirmizihunilikiz liked this
-
tanrimisafirleri posted this


